KardelenFM Forum Ana Sayfa  KardelenFM Forum Ana Sayfa

KardelenFM
SSS  SSS   Arama  Arama   Üye Listesi  Üye Listesi   Kullanıcı Grupları  Kullanıcı Grupları
Kayıt  ::  Giriş Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın


Yeni başlık gönder  Başlığa cevap gönder
 Aşkın Gücü.. « Önceki başlık :: Sonraki başlık » 
Yazar Mesaj
durusu
MesajTarih: Cum May 25, 2007 9:47 am    Mesaj konusu: Aşkın Gücü.. Alıntıyla Cevap Gönder

Yeni Üye

Kayıt: 15 May 2007
Mesajlar: 491

Zamanın birinde bir padişah vardı. Padişah bir gün adamlarıyla ava giderken yolda güzel bir cariye görüp ona aşık oldu.

Onu alıp sarayına getirdi. Fakat bir müddet sonra o güzel cariye hastalandı. Günden güne eriyip tükenmeye başladı. Memleketin en iyi hekimleri cariyenin hastalığına bir çare bulamadılar. Padişah bunu görünce çok üzüldü, günlerce çareler aradı, sağa koştu, sola gitti olmadı. Sonunda bir mescide gidip el açarak dua etti, secdeye kapanarak ağladı. Cariyenin iyileşmesi için yalvardı. Bu sırada uykuya daldı. Rüyasında bir pir gördü; pir ona :


- “Artık üzülme duan kabul oldu. Yarın şehrinize bir yabancı gelecek o bizdendir. Onun yapacağı tedaviyle cariyen iyileşecek.” dedi.

Sabah olup güneş doğunca padişah pencereye koşup rüyasında gördüğü piri beklemeye başladı. Uzaktan onun geldiğini görünce kendisi sarayın kapısına koşarak kapıyı açıp piri içeriye aldı. Konuşup görüştükten sonra, padişah pire hastanın hastalığını anlattı. Daha sonra onu hastanın yanına götürdüler…
Hekim önce hastanın yüzüne baktı sonra nabzını saydı. Hastalığın belirtilerini sorup sebeplerini dinledi…

- “Diğer hekimlerin tedavileri iyileştirmek yerine büsbütün harap etmiş hastayı.” dedi. Sonra şöyle devam etti.

- “Onların içerden haberleri yok, onun için de hepsinin aklı fikri işin dış yüzünde.” dedi.

.

Hekim hastalığın ne olduğunu anlamıştı, fakat bunu padişaha söylemedi.

Hastanın halinden inlemesinden onun gönül hastası olduğunu hemencecik anlayıverdi. Çünkü hiçbir hastalık gönül derdi gibi değildir.

Hekim durumu anlayınca : “Padişahım, dedi. Herkesi uzaklaştır köşede bucakta kimseler kalmasın ki ben hastayla baş başa kalıp rahat rahat çalışayım, hastanın hastalığını anlayıp ona göre bir tedbir düşüneyim.”

Padişah emretti oda boşaltıldı, hastayla hekimden başka kimse kalmadı.

Hekim yaklaşıp hastanın başucuna geldi yumuşak ve tatlı bir sesle :

- “Memleketin neresi, nerelisin? Bana söyle , çünkü her memleketin halkının ilacı başka başkadır. Memleketinde yakın akrabandan kimler var, kime yakınsın? diye sordu
Hekim elini kızın nabzına koymuştu. Hem soruyor hem de nabzını kontrol ediyordu.

Kız yavaş yavaş hekime bütün olanları anlatıyor, başından ne geçtiyse söylüyordu.

Hekim kızın nabzını tutmuştu ve :

- “Bu kız kimin adını söylediğinde eğer heyecanlanır, nabzı hızlanırsa demekki sevdiği, uğruna hasta olup yataklara düşerek mum gibi eridiği odur.” diye düşünüyordu.

Kız önce doğup büyüdüğü memleketi ve oradaki dostlarını sayıp döktü. Fakat nabzında bir değişiklik olmadı.

Hekim : “Doğduğun yerlerden ayrılınca hangi memlekete gittin?” diye sordu.

Bunun üzerine kız bir şehir ismi söyleyip geçti ama ne yüzünün rengi ne de nabzının atışı değişti. Daha sonra sırasıyla götürüldüğü yerleri, şehirleri , görüşüp tanıştığı insanları birer birer sayıp döktü. Lakin halinde bir değişiklik olmadı. Ta ki hekim Semerkant şehrini soruncaya kadar…

Semerkant’ın adı geçince kızın nabzı hızlandı, yüzü ve yanakları kızardı. Çünkü o Semerkant’ta bir kuyuncuya aşıktı ve ondan ayrılmış olmanın ızdırabıyla yanıp tutuşuyordu.

Bunu öğrenen hekim kuyumcunun Semerkant’ın hangi semtinde ve hangi mahallesinde olduğunu sorup öğrendi. Sonra kıza :

Ben senin hastalığını ve bu derdin çaresinin ne olduğunu çok iyi anladım. Fakat sen bu bana anlattıklarını sakin başkasına söyleme, hele hele padişaha hiç anlatma…” diyerek tembih etti.

Hastanın yanından ayrılan hekim doğruca padişaha gelip durumu anlattı : “Bu kızcağızın iyileşmesi için o kuyumcuyu getirmekten başka çare yok.” dedi.

Bunu duyan padişah hekimin nasihatini canu gönülden kabul etti. Hiç zaman geçirmeden kuyumcuyu davet etmek üzere bir elçi gönderdi… Elçi Semerkand’a varınca doğruca gidip kuyumcuyu buldu. Padişahın gönderdiği hediyeleri takdim eti ve padişahın onu davet ettiğini, eğer gelirse padişahın en yakın adamlarından olacağını çok büyük ihsanlara ve iltifatlara mazhar olacağını söyleyince, kuyumcu zaman kaybetmeden yola koyulup padişahın sarayına en kısa zamanda ulaştı.

kuyumcuya iltifatlar yağdırıp ihsanlarda bulundu. Hazinesini ona teslim etti :

Hekim bunun üzerine : “Ey padişah o cariyeyi bu kuyumcuya ver ki hastalıktan tamamen kurtulup iyileşsin.” dedi…


Padişah o ay yüzlü güzeli kendi eliyle kuyumcuya verdi, altı ay murat alıp murat verdiler. Böylece kız tamamen iyileşmiş oldu.

Ondan sonra hekim kuyumcuya bir ilaç hazırladı. İlacı içen kuyumcu hastalanarak günden güne çirkinleşip erimeye başladı. Eski güzelliğinden eser kalmadı.

Kuyumcu böyle günden güne eriyip çirkinleşince kızın gönlü de ondan soğudu, aşkı günden güne azaldı. Bir müddet sonra kuyumcu öldü. Ölünce de kızın aşkı tamamen sona erdi. Böylece o güzeller güzeli o aşktan ve hastalıktan arınıp tertemiz oldu…


Bu cihan bir dağdır, bizim yaptıklarımız ise ses, seslerin aksi yine dönüp bize gelir.




_________________
» Öyle Bir Dem'ki Ruhum.. / Aldırmadın Aldırmalarıma..
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Geçiş Yap:  



Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Kardelen - Kral FM - Ünlüler Forumu - Sohbet - Site Ekle - Tatilde.Org Tatil - Sevgi Forum - NTV Haber - Wptr.Net - DJ Forum
Cafe Sohbet - mIRCNet - Yar FM - Radyo - Sohbet24.Net - Sohbet - Muhabbet
phpBB SEO
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu