KardelenFM Forum Ana Sayfa  KardelenFM Forum Ana Sayfa

KardelenFM
SSS  SSS   Arama  Arama   Üye Listesi  Üye Listesi   Kullanıcı Grupları  Kullanıcı Grupları
Kayıt  ::  Giriş Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın


Yeni başlık gönder  Başlığa cevap gönder
 Yüz yılın yazarları « Önceki başlık :: Sonraki başlık » 
Yazar Mesaj
LegoLass
MesajTarih: Pzr Nis 15, 2007 7:22 am    Mesaj konusu: Yüz yılın yazarları Alıntıyla Cevap Gönder

Site Admin

Kayıt: 15 Mar 2007
Mesajlar: 266
Konum: Ereğli



Arthur Miller

17.10.1915 - 10.02.2005

"Amerikan Toplumunun Toplumsal Eleştirmeni"



Miller yüzyılımızın en önemli Amerikalı dram yazarlarından biri kabul edilmektedir. Miller'in kahramanları, haşin bir toplum içerisinde, kendi vicdanlarıyla yaşayabilmek için bireysel suç ve sorumluluklarıyla uzlaşmaya çalışırlar.

Miller New York'un Harlem mahallesinde dünyaya geldi. Avusturya-Macaristan'dan ABD'ye gelmiş Yahudi bir göçmen olan babası, bir kumaş mağazasının sahibiyken dünya ekonomik buhranından sonra 1929'da iflas etti.


Ekonomik durumun güvensizliği spora meraklı genci derinden etkiledi. 1934-38 yılları arasında Ann Arbor/Michigan'da edebiyat ve İngiliz dili yüksek eğitimini sürdürebilmek için Michigan Daily gazetesinde redaktörlük yaptı. Miller'in bu dönemde yazdığı ilk dramlar üniversitede takdirle karşılandı.

1947: All My Sons 1938'de New York'a dönen Miller, burada federal hükümetin bir tiyatro projesine katıldıysa da bu proje sözümona Komünist eğilimi nedeniyle 1939'da rafa kaldırıldı. Miller 1940 yılında kız arkadaşı Mary Slattery ile evlendi (iki çocuk). İlk romanlarından, röportaj ve pek başarılı sayılmayan bir dramdan sonra Miller, 1947'de All My Sons (Bütün Oğullarım) adlı tiyatro oyunuyla ünlenmeyi başardı. Babalarının ticaret anlayışıyla uzlaşamayan bir savaş zengininin oğulları ölünce, baba intihar eder. Daha sonraki yapıtlarının tümünde olduğu gibi, burada da, Norveçli yazar Henrik Ibsen'in dramlarını örnek alan Miller, toplumu eleştirmektedir.

1949: Death of a Salesman Yazar bundan iki yıl sonra Death of a Salesman (Satıcının Ölümü) ile en büyük başarısını elde etti. 1985'te Volker Schlöndorff tarafından filme uyarlanan bu dramında Miller, uzun yıllardan sonra çalıştığı firma tarafından işten çıkarılan Willy Loman'ın yıkılışını gözler önüne sermektedir. Geriye dönüşlerle kaçırılmış fırsatları gözünün önünden geçirir, özel hayata bir dönüş yapar, oğulları tarafından reddedilir ve hayatına son verir. Miller'in dramları için karakteristik olan, başkişilerinin vicdanlarıyla hesaplaşırken aklanmaya çalışmalarıdır. Miller'in karakterleri, ahlaki tutumlarına bağlı olarak toplumda bir yere sahip olurlarken, bireyler tekrar tekrar toplumun istekleri karşısında başarısızlığa uğrarlar. Yalnızlıkları ve kendi suçlarıyla hesaplaşmaları, Miller'in sayısız deneme yazısında da işlediği ana konuları oluşturur. Yine 1949 yılında Millet Pulitzer Ödülünü aldı.


50'li Yılları McCarthy ile Çelişmeleri Zaman zaman sosyalist görüşlere yakınlık duyan Miller'in toplumsal eleştirileri Amerika Karşıtı Çalışmaları Araştırma Komitesinin dikkatini çekti. Miller The Crucible (Cadı Kazanı) (1953, filme alınışı: 1956, senaryo: Jean-Paul Sartre) adlı tiyatro oyununda, adı geçen komite başkanı Joseph R. McCarthy'yi eleştirmişti. Bu oyunda kasaba sakinleri ahlak havarileri tarafından kötülerin üzerine vahşice bir av düzenlemek üzere kışkırtılırlar. Kasabaya nefret ve muhbirlik çalışmaları hakim olur. Bu dramın yorumlanmasına bağlı olarak Miller, komünizmi desteklemekle suçlanarak 1957'de ifade vermeyi kabul etmemesi üzerine komiteyi hiçe sayması nedeniyle sonradan ertelenen bir yıllık hapis ve para cezasına mahkûm edildi (1958'de düzeltildi).

1964: After the Fall Miller ayrıca Marilyn Monroe ile yaptığı evlilik (1956-61) yüzünden gazete manşetlerine girdi. Monroe için The Misfits (Uyumsuzlar, 1959) adlı filmin (1960) senaryosunu yazdı. Monroe'nun kendi yaşamına son vermesi üzerine Miller 1962'de Avusturyalı Inge Morath ile evlendi (bir çocuk).


Seks sembolü eşinin intihar olayını ve 50'li yıllardaki özel sorunlarını Miller, After the Fall (Düşüşten Sonra, 1964) adlı dramında işleyerek her şeye yeniden başlayabilmek için gerekli güce kavuşabilmek üzere kendini bulmaya çalıştı. Aynı yıl içinde Incident in Vichy (Vichy'de Olay) adlı oyunu ilk kez sahnelendi. Miller bu oyununda rastgele yoldan geçen insanların masabaşı Nazi suçluları tarafından "Yahudi" olarak tutuklanıp, sorguya çekilmelerini ve gösterdikleri tepkileri dile getirmektedir. Playing for Time (Zaman Kazanmaya Çalışırken, 1980) adlı televizyon senaryosunda da Nazi dönemini ele alarak bu sefer Auschvvitz konsantrasyon kampının orkestrasını konu alır. Miller 70'li ve 80'li yıllarda yazdığı dramlarla eski başarılarına ulaşamadı. 1987'de Timebends (Zamanın Dönemeçleri) adlı anılarını yayınladı.




Miller'in Diğer Dramları

1955: A Memory of Two Mondays (İki Pazartesinin Anısı): Miller'in, 30'lu yılların başında çalıştığı bir araba yedek parçası deposundaki deneyimlerini anlatan otobiyografik yapıtı.

1955: A View f rom the Bridge (Köprüden Bakış): New York'ta yaşayan Sicilyalı göçmenlerin dünyasında geçen bir kıskançlık dramı ve toplumsal suçlama.

1968: The Price (Bedel): İki erkek kardeşin geriye bakarak hayatlarındaki suçlarla ve sorumluluklarla hesaplaşması.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
LegoLass
MesajTarih: Pzr Nis 15, 2007 7:23 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Site Admin

Kayıt: 15 Mar 2007
Mesajlar: 266
Konum: Ereğli



Doris Lessing

22.10.1919 Kirmanşah (İran)

"İç Alemin İnceden İnceye Araştırılması"



İsterseniz yanlış düşünün,
ama her durumda kendi kafanızla düşünün
Lessing


İngiliz yazar romanlarında ırkçılığı ve erkeklerin egemen oldukları bir dünyada kadının sorunlarını ele aldı. Mistiğin etkisi altında yazdığı çok sayılı yapıtında Lessing, insanın atom holokostundan (yıkımından) sonraki gelişmesini işledi.


Bir İngiliz subayının kızı olarak Doris May Taylor adıyla Kirmanşah'da (İran) doğdu. Beş yaşına geldiğinde babasının bir mısır çiftliği işlettiği Rodezya'ya ailesiyle birlikte taşındı. Taylor okulu 1933 yılında bıraktı. Dadılık ve daktiloluk yaptığı gibi, 19. yüzyıl Avrupa ve Amerika edebiyatıyla yakından ilgilendi. 18 yaşında baba evini terk ederek iki yıl sonra sömürge subaylarından Frank Charles Wisdom ile evlendi (bir çocuk).

1949: İngiltere'ye Taşınması Boşandıktan bir yıl sonra 1943'te Alman göçmen Gottfried Lessing ile evlendi (bir çocuk). Yeni eşi Komünist Partisi üyelerindendi ve eşine siyasal ideallerini aşıladı. 1949'da boşandılar. Lessing aynı yıl içinde İngiltere'ye taşınarak 1950'de The Grass is Singing (Türkü Söylüyor Otlar) adlı Afrikayla ilgili trajedisini yazdı. Bu roman da, onu izleyen yapıtları gibi, Rodezya'da geçer. Baskı altına alınan cinselliğinden rahatsız olan beyaz bir kadın siyah uşağıyla aralarındaki alışılmış mesafeyi kapatır. Bunu yaparken erkeğin gururunu zedelediği için sonunda öldürülür. African Stories or This was The Old Chiefs Country (Afrika Öyküleri ya da Burası Yaşlı Şefin Ülkesiydi, 1951) adlı öykü kitabını yayınladıktan sonra, yazarlıktan kazandıkları yaşamasına yetmeye başladı. Öykülerinin odak noktası hep ırkçılık çatışmalarına ayrılmıştı.


1952/62: İki Başyapıt 1952'de genç Martha Quest'ın hayat yolunu izleyen beş ciltlik dizi romanının birinci cildi olan Children of Violence’ı yayınladı. Lessing burada bireysel gelişme, toplumsal talepler ve gerçek arasındaki gerilim alanını anlatır. Birçok eleştirmen tarafından "bir çağın gözler önüne serilmesi" olarak övülen bu dizi, 1998'de oluşan atom holokostuyla son bulur.

Macaristan isyanının bastırılmasından sonra Lessing 1956'da komünizme sırt çevirdi. Altı ay sonra, artık yazı yazmayan başarılı bir kadın yazarın geçirdiği buhranı anlattığı The Golden Notebook'u (Altın Defter) yazdı. Biçimsel çatısını kısa bir romanın oluşturduğu bu yapıtta roman kahramanının değişik renkli güncelerinden alınma notlar -varoluşunun değişik yönlerini birleştiremeyişinin işareti olarak- kullanılmıştır. Yazar sonunda yanlış zorunluluklardan kendisini kurtarıp bir tek altın renkli güncesine yazı yazmayı sürdürür.

60'lı Yılların Ortasından Sonra: İç Dünyasını Araştırması Lessing bunları izleyen yapıtlarında geleneksel realizmi aştı. C.G. Jung'un teorilerinden ve Sufîzm'den etkilenen Lessing kendisini roman kahramanlarının iç dünyalarını anlattığı kendi sözleriyle bir "inner space fiction"a (içsel roman) yöneldi. Burada karakteristik olan, deliliğin de yaratıcı bir güç anlamına geldiği anlayışıdır. Bu dönemde Briefing for a Descent into Hell (Cehenneme İniş İçin Brifing, 1971) adlı romanında düşleri, trans halini ve doğaüstü algılanıştan işleyerek "normal" davranış örneklerini eleştirdi. The Memoirs of a Survivor (Sağ Kalanın Anıları, 1974) adlı roman değişik düzeylerde geçer: Orta yaşlı bir kadın çevresindeki insanların bir tehlike anında nasıl değiştiklerini görür. Kadının oturma odasının duvarlarından birinin arkasından yeni bir bilinç basamağıyla eş anlama gelen başka bir dünya bulunmaktadır. Beş ciltlik Canopus in Argos: Archives (Kanobos Argos'ta: Arşivler, 1979-82) Lessing, bilim-kurgu roman türüne yöneldi. Burada insanın bir atom yıkımından sonraki hali ele alınmaktadır.

80'li Yıllar: Realizme Geri Dönüşü Jane Somers takma adını kullanarak tanınmamış bir yazarın ilk yapıtı olarak sunduğu The Diaries of Jane Somers (1981) adlı romanıyla gazete manşetlerine geçti. Otobiyografik izler taşıyan bu romanıyla olduğu gibi The Good Terrorist (Terörist, 1985) ile de yeniden gerçekçi bir anlatım tarzına dönmüş oldu. Lessing bu siyasal romanında, kendisinin neden olduğu ruhsal kusurları kabullenmek istemeyen bir topluma saldırmaktadır. The Fifth Child (Beşinci Çocuk, 1988) adlı kitabı İngiltere'nin orta sınıfını irdelemesidir. Lessing 1994'te Under My Skin (İç Dünyam) adlı otobiyografisini yayınladı.

Yazarın Diğer Kitapları: Siyah Madonna, Evlenmeyen Adamın Hikayesi,
Gene Aşk, İçinde Yaşamayı Seçtiğimiz Hapishaneler, Mara ile Dann.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
LegoLass
MesajTarih: Pzr Nis 15, 2007 7:24 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Site Admin

Kayıt: 15 Mar 2007
Mesajlar: 266
Konum: Ereğli



Ernest Hemingway

21.07.1899 - 02.07.1961


"Gerçeği Arayan Bir Öykü Yazarı"

Amerikalı yazar kısa öykünün ustası sayılmaktadır. Hemingway izlenimlerini ve deneyimlerini kuru, kısa bir stille aktarmaya çalıştı. Yapıtlarının konusu başlıca aşk ve ölümle insanın hayattaki başarısızlığından ibarettir. Amerikan edebiyatındaki Redskin, Tough Boy gibi, tüm bir yaratıcılık anlayışını, sporcu, avcı, asker portreleriyle dile getirerek başarıyla temsil etti.



Kuralları titizlikle belirlenmiş bu geniş düşsel evren, ne gerçekçi yazımın kesinliğini, ne de Amerikan edebiyatına insanlığın durumunu anlatma olanağı veren geniş boyutlu simgeselliği dışlar. Hemingway’in çok boyutlu bir ilgi alanı olması ve buna sıkı sıkıya bağlı kalması, yapıtlarının, geçek bir psikolojik çözümleme yerine ucuz kahramanlığa yer veren, yüzeysel bir nitelik taşıdığını düşündürür.

Doktor bir babayla opera şarkıcısı bir annenin oğlu olarak Şikago yakınlarında Oak Park'ta dünyaya gelen Ernest, burada beş kardeşiyle birlikte büyüdü ve 1917'ye kadar okula devam etti. Tutkulu bir sporcu olan Hemingway, henüz öğrenci gazetesinde çalışırken gazeteci olmaya kararlıydı. 18 yaşında Kansas City Star gazetesinde başladığı eğitimini, I. Dünya Savaşı'nda Kızılhaç örgütüyle birlikte sağlık memuru olarak İtalya'ya gitmek üzere bıraktı. Ağır bir şekilde yaralanan Hemingway, iyileştikten sonra piyade birliğine gönüllü olarak katıldı. Savaşta yaralanınca ölüm korkusuyla tanıştı; bu konu bütün yapıtlarında öne çıkar.

1924: In Our Times Hemingway, 1920'de evlendiği Hadley Richardson ile birlikte Toronto Star Weekly gazetesi için dış ülke muhabiri olarak Avrupa yolculuğuna çıktı. Birlikte bir çocuk sahibi olduğu ilk eşinden 1924'te boşandı. İkinci evliliğini gazeteci Pauline Pfeiffer ile yaptı (iki çocuk) ve 1940'ta boşandı. 1921'de Türk-Yunan savaşında savaş muhabiri olarak bulundu. Bir yıl sonra da Mussolini'nin Roma'ya yürüyüşünü anlattı. Amerikalı yazar Gertrude Stein ile arkadaş olunca Hemingway edebiyata yönelmeye heveslendi. Bunun ilk semeresi In Our Times (Zamanımızda, 1924) adlı kısa öykülerden oluşan bir kitaptı. Hemingway burada izlenimlerini sade, açık bir dille aktarmaktadır. Yapıtlarının amacı, yüzeyin altındaki gerçeklere ulaşmaktı.

1929: A Farervell to Arms 1926'da Hemingway'ın ilk romanı The Sun Also Rises (Güneş de Doğar) yayınlandı. Savaşta aldığı yaralar yüzünden çocuk yapma yeteneğini ve hayatın bir anlam taşıdığına ilişkin inancını yitiren bir Amerikalının öyküsünde "Lost Generation" (Yitik Nesil) denilen neslin (20'li yıllarda Paris'te bulunan umutsuzluğa kapılmış Amerikalı edebiyatçılar) havası yansıtılmaktadır.

Ulusal fanatizme karşı bir suçlama olarak algıladığı A Farewell to Arms (Silahlara Veda, 1929) adlı romanı çok büyük bir başarı kaydetti. Hemingway bu romanında yaralı bir askerin bir hemşireye duyduğu aşkı anlatır. Savaşın anlamsızlığını anlayan erkek, bir de hamile sevgilisinin ölümüne katlanmak zorunda kalır.

30'lu Yılların Ortasında: Politik Konular İspanya'ya yaptığı bir yolculuk esnasında Death in the Afternoon (Öğleden Sonra Ölüm, 1931) adlı romanı yazdı. Burada Hemingway için tutku haline gelmiş olan boğa güreşine ve bu güreşlerin ülkesine saygı gözler önüne serilir. Afrika turunu 1935'te The Green Hills of Africa'da (Afrika'nın Yeşil Tepeleri, 1935) anlattı. Bir yıl sonra İspanya İç Savaşında Cumhuriyetçilerden yana tavır aldı. Ayrıca savaşı anlatan belgesel bir filmin senaryosunu hazırladı: The Spanish Earth (İspanya Toprağı, 1938). Hemingway 1939'da Küba'ya taşındı. Bir yıl sonra gazeteci Martha Gallhorn ile evlendi (1944'te boşandılar). Dördüncü evliliğini 1946'da Mary Welsh ile yaptı. Yine 1940 yılında For hom the Bell Tolls (Çanlar Kimin İçin Çalıyor) adlı başarılı romanı çıktı. 1943'te filme alınan bu romanda Amerikalı kolej doçenti Robert Jordan, İspanya İç Savaşında bir gerilla birliğiyle birlikte stratejik açıdan önemsiz bir köprüyü havaya uçurur. Birlikte savaştığı Maria'ya âşık olan Jordan, Franco'cu birliğin saldırısına uğrayıp yaralanır ve ölür. Aşkı ve ölümü anlatan bu yapıtta artık bireyin menfaatleri odak noktasını oluşturmaz. Hemingway toplum adına sorumluluk üstlenmeyi kabul eder. Bu düşüncesini 1942'de girdiği Amerikan deniz kuvvetlerinde uygulamaya koydu. İstila birliklerinin muhabiri olarak 1944'te Fransa çıkartmasına ve Paris'in kurtuluşuna katıldı.

1954: Nobel Ödülü Büyük bir başarı kaydedemeyen Across the River and into the Trees (Irmaktan Öteye ve Ağaçların İçine, 1950) adlı Venedik romanından sonra, 1952'de Hemingway'ın başyapıtı The Old Man and the Sea (İhtiyar Adam ve Deniz) yayınlandı. Bu kısa romanın kahramanı Kübalı balıkçı Santiago, 84 kez boşuna denize açıldıktan sonra kocaman bir kılıç balığı yakalar. Bu başarısının sevinci içinde yakaladığı balığı teknesine bağlayarak evine doğru yelken açar. Balığı yolda köpekbalıkları tarafından yenilip bitirildiği halde Santiago ertesi günü yine denize açılır. İnsan hayatına dair bu sade parabol insanın boşuna başarı peşinden koşusunu simgeler. İnsanın doğaya karşı savaşına öldürme gereksinimi egemendir. Birey tüm yenilgilere karşın yeniden yaşam savaşına döner. Hemingway 1953'te Pulitzer Ödülünü aldıktan sonra 1954'te Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü. Arteriyosklerozlu tutkulu avcı Hemingway yedi yıl sonra, 61 yaşında, Ketchum/Idaho'da kendisini avcı tüfeğiyle vurarak yaşamına son verdi.



Eserleri

Savaş sürekli bir esin kaynağıdır (Silahlara Veda [A Farewell to Arms], 1929; [The Fifth Column and the First Forty-nine Stories], 1938; Çanlar Kimin İçin Çalıyor [For Whom the Bell tolls], 1940; Irmağın Ötesi [Across the River and into the Trees], 1950) ve savaş konusu, av ve serüven öykülerinde (Afrika'nın Yeşil Tepeleri [The Green Hills of Africa], 1935; İhtiyar Adam ve Deniz [Old Man and the Sea], 1952) ele aldığı aşk, moral gücü ve yalnızlık konularıyla birleşir. Öykü türü ([Men without Women], 1927; Ya Hep Ya Hiç [To Have and Have not], 1937), günlük yaşamın tekdüzeliğinde bunalım anlarını saptama olanağı verir. 20'li yılların sürgününü anlatan Güneş de Doğar [The Sun Also Raises], 1926 ve Paris Bir Şenliktir [A Moveable Feast], 1964 adlı yapıtlarında yazarın gizli ruhsal zayıflıklarıyla kırılganlığının düşsel evrenini ortaya koymak için seçilen yollar sergilenir. Boğa güreşlerine ilişkin olarak [Death in the Afternoon], 1932 yılına ait bir yapıtıdır.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger
xX_CeLy-BoOn_Xx
MesajTarih: Sal Hzr 24, 2008 3:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Global Moderatör

Kayıt: 16 Mar 2007
Mesajlar: 174

çalışkan admin iş başında...Smile

tşkler..Smile

_________________
..... İçimdeki İyiliklerin Dedikodusunu Yapar Şeytanlarım .....

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yahoo Messenger MSN Messenger
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap gönder 1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Geçiş Yap:  



Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız



Kardelen - Kral FM - Ünlüler Forumu - Sohbet - Site Ekle - Tatilde.Org Tatil - Sevgi Forum - NTV Haber - Wptr.Net - DJ Forum
Cafe Sohbet - mIRCNet - Yar FM - Radyo - Sohbet24.Net - Sohbet - Muhabbet
phpBB SEO
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu